İzmir Tarihi

Åžehirlerin Tarihleri Add comments

Smyrna/İzmir İsminin Anlamı: İzmir’in bir yerleÅŸim alanı olarak ortaya çıktığı dönemlerden baÅŸlayarak, farklı isimlerle anılmış olduÄŸuna dair ileri sürülen görüşler bulunmaktadır. Ancak kısa sürelerle de olsa, kullanıldığı sanılan bu isimlerin hiç birisi, Smyrna adı gibi sürekli ve kalıcı olamamıştır. Zaten bugün İzmir olarak kullandığımız isim de, Smyrna kelimesinin dönüşmüş biçimidir. Smyrna kelimesinin daha erken biçimlerinin Samorna veya Smurna olduÄŸu da iddia edilmektedir. Ancak kesin olarak izlenebilen geliÅŸim, Smyrna biçimiyle ilgilidir. Smyrna ismi, kentin uzun tarihi boyunca varlığını sürdürmüş ve Türkler tarafından fethedildikten sonra İzmir ÅŸeklinde söylenmeye baÅŸlanmıştır. Smyrna kelimesinin başına, Türkçe söyleniÅŸi sırasında İ sesi gelmiÅŸ ve İsmir olarak telaffuz edilmeye baÅŸlanmış, daha sonra da bugün kullanılan İzmir biçimine dönüşmüştür.
İzmir TarihiKentlerin isimlerinin anlamı, onların geçmişleri hakkında bazı ip uçlarını barındırabilmektedir. Bu ip uçları, kentlerin kuruluşları veya geçirdikleri dönüşümlere ışık tutabileceği için önemlidir. İzmir buna iyi bir örnektir. Çünkü Smyrna ismi kentin kuruluş hikayesine dair izler taşımakta; kelimenin İzmir şekline dönüşmesi ise, kentin bir kültürel yapıdan başka bir kültürel ortama geçmesini simgelemektedir.
İlk çaÄŸlarda kentlerin koruyucusu olduÄŸu düşünülen veya kentte yaÅŸayanların karşılaÅŸtığı sorunların çözümüne katkıda bulunduÄŸu var sayılan doÄŸa üstü güçlere inanılırdı. Bu nedenle doÄŸa üstü güçleri temsil eden mekanların yakınında kent kurmak, insanların genel eÄŸilimiydi. İşte kentimizin de Smyrna kelimesiyle adlandırılmasında, kurulduÄŸu yerin yakınında böyle kutsal bir alanın bulunmasının etkili olduÄŸu sanılmaktadır. Bu kutsal alanın, Halkapınar kaynağı ve bu kaynağın oluÅŸturduÄŸu gölcük olduÄŸu iddia edilmektedir. 19. yüzyılda İzmir’e gelen Avrupalı seyyahların Diana Hamamları adıyla bahsettikleri Halkapınar kaynağı ve gölünün, ana tanrıça tapınma alanı olduÄŸu da sık tekrarlanan bir bilgidir. TEPEKULE HÖYÜĞÜ (BAYRAKLI):
Kentin baÅŸlangıcı hakkında bugün Bayraklı semtinde yer alan ve Tepekule olarak bilinen ören yerinin, eski İzmir’in kuruluÅŸ yeri olduÄŸuna pek şüphe bulunmamaktadır. Burasının kuruluÅŸ yeri olarak seçilmesi, dışarıdan gelecek saldırılara karşı savunma kolaylığı saÄŸlamasındandır. KuruluÅŸ yerinin tercihinde öne çıkan faktörlerin başında güvenlik kadar ticari aktivite de belirleyiciydi. Bir yarım ada üzerinde bulunuÅŸu, kente doÄŸal bir liman imkanı saÄŸladığından, deniz ticaretine uygun ortam hazırlıyordu.
Bayraklı’da yapılan kazılarda elde edilen buluntular, İzmir’in kuruluÅŸunun İÖ. 3000 yıllarına kadar indiÄŸini göstermektedir. İzmir’in bu ilk döneminden geriye kalan en önemli miras, ÅŸehrin kendisidir. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda, kentin ızgara planlı, yani bir-birini dik kesen sokaklarla örülü bir yapıda olduÄŸu anlaşılmıştır. Kente iliÅŸkin önemli bulgular arasında iki tapınak, ÅŸehrin surları, sivil mimari örnekleri, cadde, sokak ve çeÅŸmeler sayılabilir.

KADİFEKALE
İzmir’in yeniden kurulması, Türkçe’de Büyük İskender diye bilinen Makedonyalı Alexandros’a baÄŸlanır. Büyük İskender İran seferinin baÅŸlarında, İÖ. 334 yılında Pers İmparatorluÄŸu’nun Anadolu’daki ordusunu yendikten sonra, ordularıyla Efes üzerine ilerlemiÅŸti. Bu harekat sırasında İzmir yöresine geldiÄŸi ve söylenceye göre, ÅŸimdiki Kadifekale civarında ilahi bir iÅŸaret almış ve kendisinden orada yeni bir Smyrna kenti kurması istenmiÅŸti. Kentin kuruluÅŸunun İskender’in önde gelen iki komutanı tarafından gerçekleÅŸtirildiÄŸi kabul edilmektedir. BilindiÄŸi üzere Kadifekale, bu dönemin bir hatırası olarak kentin üzerinde bir taç gibi durmaktadır.

AGORA
İzmir, Roma İmparatorluÄŸu döneminde önem kazanmış ve ticaret kenti olma özelliÄŸini geliÅŸtirmiÅŸtir. Roma İmparatorluÄŸu döneminde kentin pek çok eser kazandığı bilinmektedir. Cadde ve sokaklar taÅŸ döşeme ile kaplanmış, kentin görüntüsüne Roma mimarisi hakim olmuÅŸtur. Ancak ne yazık ki bu eserlerden büyük çoÄŸunluÄŸu günümüze ulaÅŸamamıştır. Fakat Roma dönemi eserlerinden bazılarının kalıntıları, İzmir’in geçmiÅŸten getirdiÄŸi izler olarak kentte yaÅŸamaktadır. Bu kalıntıların başında hiç şüphesiz Agora gelmektedir.
Her türlü tahribata uğramasına ve bakımsızlığına rağmen büyük bölümü günümüze ulaşabilmiş olan devlet agorası Roma dönemi yapıları içinde en dikkat çekici olanıdır. İS. 178 deki deprem sonrasında tamir edilmiş şeklini yansıtan agoranın bir bölümü de, kazı çalışması yapılmadığı için toprak altındadır.

KONAK MEYDANI
XVIII. yüzyılda baÅŸlayan, Osmanlı Devleti’nin modernleÅŸme sürecinin kentlere yansıması, XIX. yüzyıl baÅŸlarına denk gelmiÅŸ ve bu dönüşüm, İzmir’in fiziksel yapısında yeni bir kentsel dokunun ortaya çıkmasına zemin oluÅŸturmuÅŸtur. Bu nedenle imparatorluÄŸun diÄŸer kentlerinde olduÄŸu gibi İzmir’de de, XIX. yüzyıl öncesinde kamusal bir merkez bulmamız mümkün deÄŸildir. Dolayısıyla İzmir’de böyle bir merkezin oluÅŸumu, devletin modern bir monarÅŸi olma yoluna girmesine baÄŸlı olarak ortaya çıkabilmiÅŸtir.

Katip-oğlu Konağı
XIX. yüzyıldan itibaren oluÅŸtuÄŸunu belirttiÄŸimiz konak çevresindeki kamusal mekanın baÅŸlangıcı İzmir’in ünlü ayan ailesi KatipoÄŸulları’na uzanmaktadır. 18. yüzyılın başından itibaren varlığını bildiÄŸimiz aile, belirtilen yüzyıl içinde giderek güçlenmiÅŸ ve İzmir’in yönetiminde en etkili odaklardan birisi olmuÅŸtur. İşte Konak meydanı olarak bildiÄŸimiz meydana adını veren yapı, KatipoÄŸlu ailesinin konağıdır. Bu konağın dış avlusunu çevreleyen duvarların daha doÄŸrusu cümle kapısının önündeki küçük boÅŸ alan, İzmir’in ilk Konak meydanıdır.
Konağın arka tarafında küçük bir türk mezarlığı olan sulu mezarlık, Meydanın denize doğru ucunda ise bugün de hala varlığını sürdüren Ayşe hatun camii yani Yalı camii yer alırdı.
II. Mahmut’un devlet yönetimini merkezileÅŸtirme amacıyla, ayanları tasfiye etmesinden KatipoÄŸlu ailesi de nasibini almış ve konak, ailenin diÄŸer mallarıyla birlikte 1816 yılında devletleÅŸtirilmiÅŸtir. Bundan sonra Konak, İzmir mutasarrıflarının ikametgahı ve aynı zamanda İzmir sancağının idari binası olarak hizmet vermeye baÅŸlamıştır. 1863 yılına gelindiÄŸinde, Katip-oÄŸlu ailesinden kalan ve yıkılmaya yüz tutan ve İstanbul’a yazılan raporlarda harabeye dönüştüğünden söz edilen konağın tamiri talep edilmekteydi. 1864′de İzmir, Aydın Vilayetinin merkezi haline getirilmiÅŸtir. Bu deÄŸiÅŸiklik hükümet konağı projesinin de yeniden ele alınmasına ve revize edilmesine neden olmuÅŸtur. Yeni hükümet konağının yapılırken binanın gösteriÅŸli olarak yapılması ve bir prestij kurumu olarak tasarlanması düşünülmüştür. İnÅŸaat 1869-70 de baÅŸlayabilmiÅŸ ve 1872 de tamamlanabilmiÅŸtir.

Sarı Kışla
Yeniçeri ocağının 1826′da kaldırılması sonrasında yeni kurulan ordunun nefer ve subaylarını İzmir’de barındıracak, talimlerini yapabilecek ve ticaret açısından istikrarlı ortam oluÅŸturmak amacıyla bir kışlanın inÅŸa edilmesi acil bir durum olarak ortaya çıktı.
Bugün Konak Meydanı olarak bildiğimiz alanın 1826 yılından önceki durumunu görme şansımız olsaydı, yukarıda belirttiğimiz gibi sarı kışlanın yerleştirildiği sahada 10 sabun atölyesi, büyük bir tuz-hane, 4 kahvehane, 3 manav dükkanı, 3 meyhane, çeşitli vakıf dükkanları, 44 odalı bir Yahudi-hane ve bazı evlerden oluşan bir doku ile karşılaşacaktık. 1826 yılında İzmir muhafızı Hasan Paşa ve İzmir kadısına yazılan emirde, kışlanın yapılması için gerekli hazırlıkların tamamlanması, özellikle deniz kenarında bir yer seçilmesi isteniyordu. Deniz kıyısında kışla yapılabilecek büyüklükte bir arsa bulunmadığından, saymış olduğumuz ticarethane ve evlerin satın alınarak yıkılması, denizin doldurulması ve açılacak bölgede kışla binasının yapılması kararlaştırılmış ve bu çalışmalar sonrasında 1829 yılında ünlü Sarı Kışla tamamlanarak, faaliyete girmiştir. Katip-oğlu konağının idari bir bina olarak kullanılmaya başlanması ve Sarı Kışlanın 1829 da bitirilmesiyle kamusal bir mekanın oluşumunun ilk evresi tamamlanmıştı.

Rıhtımın Oluşturulması
İzmir’in idari merkezi olarak Konak Meydanının oluÅŸmasının ikinci evresi, 1850′li yıllarda baÅŸlamıştır. Bu baÄŸlamda yapılan yatırımların başında yeni rıhtımın inÅŸası (1867-1876) gelmektedir. Rıhtım projesi, İzmir’in eski limanı yani iç limanın doldurulması sonucunu da doÄŸurduÄŸundan, kentin denizden görünümü iyiden iyiye deÄŸiÅŸiyordu. Bu deÄŸiÅŸim iç liman giriÅŸindeki Liman kalenin yıkılmasıyla iyice belirginleÅŸti.

Hastane
Türkler dışındaki bütün toplulukların İzmir’de hastanesi olduÄŸu halde, Türklerin ilk hastanesi 1849′da Gureba-yı Müslimin adıyla inÅŸa edilir. 1909′dan sonra yaygınlaÅŸan memleket hastaneleri kapsamında, eski hastane 3. bloku yapılarak geniÅŸletilir.

İdadi/Adliye
1886 Temmuzunda İzmir İdadisi olarak eÄŸitim faaliyetlerine baÅŸlar. İşgal döneminde iÅŸgal komiserliÄŸi tarafından mahkeme olarak kullanılır ve bu iÅŸlevini 1922 den sora 1970′de yanıncaya kadar sürdürür.Hapishane
1838 Brüksel anlaÅŸması, tüm Osmanlı ülkesinde olduÄŸu gibi, İzmir’de de bir hapishanenin açılmasını gerekli kılmıştır, bunun üzerine, Cezayir hanı hapishane olarak kullanılmaya baÅŸlanmıştır. Hükümet Konağının yapılması sırasında vilayet hapishanesinin de inÅŸası gündeme gelmiÅŸse de, ancak 1912 yılında günümüzde Konak’ta çok katlı otopark olarak kullanılan yerde hapishane yapılmıştır.

Saat Kulesi
Saat kulesi, konak önü veya kışla meydanı olarak bilinen alanın ortasına yakın bir yerde, dönemin valisi Kamil PaÅŸa ve Belediye Reisi EÅŸref PaÅŸa’nın gayretleriyle inÅŸaatına 1 Eylül 1900 tarihinde baÅŸlanmış ve yaklaşık bir yıl süren bir yapım süresinden sonra, dönemin Osmanlı Sultanı II. Abdülhamit’in 25. cülus (tahta çıkış) kutlamaları çerçevesinde 1-Eylül-1901 tarihinde törenler ve ÅŸenliklerle açılmıştır.
Asansör
İzmir’in KarataÅŸ semtinde, MithatpaÅŸa Caddesi’nden yaklaşık 40 metre yükseklikteki Halil Rıfat PaÅŸa Caddesine çıkmak için, 1907′de İzmir tüccarlarından Nesim Levi tarafından yaptırılmıştır. 1942 yılında bir baÅŸka iÅŸadamı Åžerif Remzi Reyent’e devredilen asansör, 1977 yılında belediyeye bağışlanmıştır.

Kordon
1860′lı yıllara kadar İzmir’de düzenli liman ve rıhtım bulunmamaktaydı, bu durum, gemilerin yükleme ve boÅŸaltma iÅŸlemlerinde güçlük yarattığı gibi, kaçakçılığa da büyük çapta olanak saÄŸladığından gümrük gelirlerinde önemli kayıplara yol açmaktaydı. 1860′lı yılların ortalarında demiryolu hatlarının iÅŸletmeye açılması ve yöreden gelen malların akışının hızlanması ve artması nedeniyle, büyük tonajlı gemilerin rahatça yanaşıp, yükleme boÅŸaltacak yapabilecekleri bir rıhtıma ihtiyaç duyulmuÅŸtur. 1867′de J. Charnaud, A. Baker ve G. Guerracino adlı İngiliz tüccarların kuracakları kumpanyaya Rıhtım inÅŸaatının imtiyazı verilmiÅŸtir. Åžirket 1869′da inÅŸaata baÅŸladı ve rıhtımın önemli bir bölümü, 1876 yılında tamamlanarak hizmete açıldı. İngilizler’in Alsancak Garını kurmaları, ardından Gümrük önünden Alsancak’a kadar Rıhtım yapılması ve rıhtıma tramvay hattının döşenmesi, İngilizler’i ticari iliÅŸkilerde ön plana çıkarmıştır. Birinci Kordon’a döşenen tramvay hatları ile gündüzleri yolcular taşınırken, geceleri tramvay hattında çalışan tren katarları, Alsancak Garı’na gelen malları Birinci Kordon’dan geçirerek İzmir Limanına taşıyarak, gemilere yüklenmesine yardımcı olmaktaydı.

Alsancak Garı
1856 yılında İzmir-Aydın demiryolu hattının yapılması için imtiyaz, İngiliz giriÅŸimci Wilkin ve dört arkadaşına verildi. İmtiyaz 1857 yılında “İzmir’den Aydın’a Osmanlı Demiryolu” kumpanyasına devredildi ve Alsancak Garından baÅŸlayan 133 kilometrelik İzmir-Aydın demiryolu hattı, 1866 yılında hizmete açıldı.

Kızlarağası Hanı
İzmir’in ticari etkinliklerinin baÅŸlaması üzerine, XVIII. yüzyıldan itibaren denize yakın ticaret bölgesinde hanlar inÅŸa edilmeye baÅŸlanmıştır. Hanlar, İzmir’in Osmanlı-Türk çehresini yansıtan binalardır. Bu binalardan günümüze kalan örnekler son derece azdır. Günümüzde restore edildikten sonra önemli bir merkez haline gelen KızlaraÄŸası hanı, 1744 yılında Sultan I. Mahmut’un KızlaraÄŸası Hacı BeÅŸir AÄŸa tarafından yaptırılmış, iki katlı, dört kapılı bir handır.

Hisar Camii
Hisar Camii adını, yapıldığı dönemde yanıbaşında bulunan Hisardan almıştır. Bu camii İzmir’in tarihsel iÅŸ merkezinde olup, 1597 yılında Yakup Bey tarafından yaptırılmıştır. Ortadaki büyük kubbesi sekiz adet fil ayağı üzerinde durmakta, yanlarda üçer büyük, arkada üç küçük ve son cemaat yerinde de yedi küçük kubbesi ile tek ÅŸerefeli minaresi bulunmaktadır. Mihrap, minber ve vaaz kürsüsü son derece özenle süslenmiÅŸ olup, günümüze oldukça saÄŸlam bir biçimde ulaÅŸmıştır.

Yalı (Konak) Camii
XVIII. yüzyılda yapıldığı dönemde deniz kenarında bulunduğu için Yalı ismini alan bu camii, Ayşe hatun ismiyle de anılmaktaydı. Caminin yapım tarihi hakkında 1755 ve 1774 olmak üzere iki farklı tarih ileri sürülmektedir. Ancak XVIII. yüzyıla ait olan bu eseri, İzmirli Ayşe Hatun, deniz kıyısındaki medresesinin avlusuna Kütahya çinileriyle bezeli, tek minareli zarif biçimde yaptırmıştır.

Cumhuriyet Meydanı ve Atatürk Anıtı
1922 yangını sonrasında İzmir’in imar çalışmaları içinde en önemli kazanımlarından birisi, hiç kuÅŸkusuz Cumhuriyet Meydanı ve bu meydanda yer alan Atatürk anıtıdır. Meydan ve anıt, kentsel planlama bakımından en önemli göstergelerinden birisidir. 1925 yılında yapımı tasarlanan meydan ve anıt, ancak 1929 yılında projelendirilmiÅŸ ve İtalyan heykeltıraÅŸ Canunica’ya ısmarlanmışsa da, ekonomik bunalım nedeniyle ancak 1932′de dönemin Belediye Reisi Behçet Uz’un çabaları ile tamamlanabilmiÅŸtir.

İzmir Milli Kütüphane ve Elhamra Sineması
Türkiye’nin Milli adını taşıyan ilk Kütüphanesi olan İzmir Milli Kütüphanesi, İttihat ve Terakki Fırkası’nın çabalarıyla, 1912 yılında okumuÅŸ, kültürlü Türk gençlerinin yetiÅŸtirilmesi amacıyla, Beyler Sokağındaki Salepçi-zade Konağının selamlık bölümünde hizmete girmiÅŸti. Bu günkü binasının yapımına 1922′den sonra baÅŸlanarak, 1926 yılında Elhamra Sineması tamamlanarak hizmete açılmış, kütüphane binası ise 1933 yılında tamamlanabilmiÅŸtir. Bu anıt eserin projesi Mimar Tahsin Sermet Bey tarafından Neo-Klasik tarzda hazırlanmıştır.

Leave a Reply

Cityinturkey.com Turkiyedeki tatil sehir yore ve merkezlerini taniyin otel siteleri bedava.!